Bisiklet Dergisi

OLİMPİYATLARDA YOL BİSİKLETİ

Yol bisikletinin Olimpiyat macerasına bir bakış… 1896′dan beri neler değişti, madalyalar kimlere gitti, Türk sporcular neler yaptı?
Kimi sporlarda olimpiyat madalyası ulaşılabilecek en büyük başarı iken, bazı sporlar olimpiyatlarda neredeyse adet yerini bulsun diye yer alıyor. Normalde spor haberlerinin yüzde seksenini parselleyen “erkek futbolu”nu düşünelim. Olimpiyatlarda kimsenin adını andığı yok. “Olimpiyad” ruhuyla dolup taşmış bazıları 66 kg greko-romen güreş mücadelesinde hangi sporcumuzun madalya kovalayacağını veya kadın basketbol takımının muhtemel rakiplerini ezbere sayabilirken futboldan söz açıldığında tutulup kalıyor. Kendi endüstrisini kurmuş olan sporların olimpiyatlara entegrasyonu başlı başına bir soru işareti zaten. Ne de olsa Olimpiyat Oyunları (çoğu sporda artık özde değil sözde de olsa) aslen bir amatörler organizasyonu. Özellikle takım sporlarında kimlerin katılıp katılmayacağından tutun da, kazanılan madalyanın kıymetine kadar birçok konu zaman zaman tartışılır. Bu bakımdan yeri gelmişken paylaşalım; oyunlar başlamadan önce yayınlanan bir spor programında, tenisçilere olimpiyat madalyasının mı, yoksa bir grand slam zaferinin mi daha kıymetli olduğunu soruyorlardı örneğin. Olimpiyata futbol ve tenis kadar uzak kalmış olmasa da, benzer bir soruyu yol bisikleti için de sorabiliriz: Bisiklet dünyasında olimpiyat altın madalyası, mesela bir Paris-Roubaix zaferinden ya da Fransa Turu’nda alınacak bir etap galibiyetinden daha mı önemlidir?
Her şeye rağmen olimpiyattaki bisiklet yarışının tadı başkadır. Profesyonel takımlarının formaları ile görmeye alıştığımız bisikletçileri milli formaları ile izlemek bile başlı başına bir eğlencedir. Normal sezon boyunca takımının desteğini arkasına alarak ortalığı kasıp kavuran bir bisikletçiyi olimpiyatlarda gariban bir ulusal takımın iki elemanından biri olarak görebilir, ülkelerin formaları arasından en beğendiğimizi seçebiliriz (Bence 2012’nin en iyisi Büyük Britanya, en kötüsü ise İspanya). Nispeten daha mütevazı ülkelerden katılan sporcuları, bisiklet dünyasının en büyük süperstarlarına karşı atak yaparken izleyebiliriz. Bana göre olimpik yol yarışının en güzel taraflarından biri de bu isimsiz kahramanlardan birinin kazanma ihtimalidir zaten. Normalde de her zaman destekçisi olduğum kaçan grubu, bu tip yarışlarda daha bir heyecanla izlerim.
Tarihçe
1896′da yapılan ilk olimpiyat oyunlarından beri tüm oyunlarda yer alan bisiklet sporu olimpiyatta yol bisikleti, pist bisikleti, dağ bisikleti ve BMX olmak üzere dört farklı disiplinde temsil ediliyor. Yol bisikleti, 1896 yılındaki ilk olimpiyatta yer almasının ardından 1900, 1904 ve 1908’de program dışı kalsa da, “1912 Stockholm” ile birlikte olimpiyat takvimine kalıcı olarak girdi. Kadınlarda yol bisikleti yarışları ise 1984’teki Los Angeles Oyunlarından itibaren programa dâhil oldu.
1896 yılında Atina’da düzenlenen ilk olimpiyat oyunlarında bir Alman, bir Britanyalı ve beş Yunan sporcudan oluşan küçük bir grup yarıştı. Maraton koşusu ile aynı parkuru paylaşan yarış, Atina’dan başlayarak tarihi Marathon kentine gidiyor ve daha sonra geri dönüyordu. Dolayısıyla yarışın uzunluğu bir maraton koşusunun yaklaşık iki katı kadardı. 87 kilometrelik bu yarışı Yunan sporcu Aristidis Konstantinidis kazandı ve yol bisikleti tarihinin ilk olimpiyat şampiyonu oldu.
aristidis_konstantinidis
İlk Olimpiyat Şampiyonu: Aristidis Konstantinidis
Üç olimpiyat aradan sonra yol bisikleti 1912’de geri döndüğünde, yarışmanın formatı da değişmişti. Sporcular 315 kilometrelik parkura ikişer dakika ara ile çıkarak uzunca bir zamana karşı yarışı koştular. Ayrıca her ülkenin en başarılı sporcularının zamanları da toplanarak bir takımlar klasmanı oluşturuldu. Sonunda hem bireysel hem de takım madalyalarının dağıtıldığı bu “uzun zamana karşı” formatı, 1936 Berlin Olimpiyatı’na dek sürdü. Bu formatta yarışlar sabahın çok erken saatlerinde başlayıp tüm gün boyunca sürdüğünden, değişken hava koşulları, parkur üzerindeki trafik yoğunluğu gibi faktörler sonuçlar üzerinde etkili oluyordu.
1936 Berlin Olimpiyatı’nda yarış, zamana karşı formatından çıkarıldı ve tüm bisikletçilerin aynı anda başladığı standart yol yarışına geçiş yapıldı. Olimpiyatların bu ilk gerçek yol yarışı toplu sprint finişi ile sonuçlandı ve yarışı Fransız Robert Charpentier kazandı. Yarışın formatı değiştirilmiş olsa da, ülkelerin en iyi bisikletçilerinin zamanları toplanarak elde edilen takımlar klasmanında da madalyalar dağıtılmaya devam etti. 1956 yılındaki Melbourne Olimpiyatında takım klasmanındaki sıralama, ilk ve son defa olarak bisikletçilerin zamanları yerine elde ettikleri derecelerin toplanması ile oluşturuldu.
1960 Roma Olimpiyatı ile birlikte, bireysel yol yarışı ve takım yarışı iki ayrı yarış halinde koşulmaya başlandı. Takım yarışı 100 kilometrelik zamana karşı formatında koşuluyor, sporcular artık ayrı ayrı değil takım halinde yarışıyorlardı. 1984 Los Angeles Olimpiyatı’nda, kadınlar yol bisikleti yarışı da nihayet programa dâhil edildi ve bu tarihi yarışı günümüzün genç bisiklet yıldızlarındanTaylor Phinney’nin annesi Connie Carpenter-Phinney kazandı.
connie_carpenter-phinney
Connie Carpenter-Phinney Olimpiyat Altın Madalyasıyla
1996 yılında ilk kez profesyonel bisikletçilerin olimpiyatlara katılmasına izin verildi ve bu durum bazı değişiklikleri de beraberinde getirdi. Yarış mesafesi biraz uzatılarak 220 km civarına çekildi ve ülkelere beş sporcu ile katılma hakkı verildi. 1996 Atlanta Olimpiyatı ile gelen bir diğer yenilik ise takım zamana karşı yarışının kaldırılarak, yerine hem erkekler hem de kadınlar için bireysel zamana karşı yarışının konmuş olmasıydı. 1996 yılında yapılan bu değişiklikler ile yol bisikletinin olimpiyatlardaki evrimi şimdilik tamamlanarak bugün halen devam eden formata ulaşıldı.
Madalya Dağılımı
Sadece bireysel yarışlar göz önüne alındığında, erkekler kategorisinde ortaya çıkan ilginç bir sonuç: Yirmi beş tanesi yol yarışı, beş tanesi zamana karşı olmak üzere otuz farklı yarışta otuz farklı şampiyon… Şimdiye dek şampiyonluk unvanını koruyan bir bisikletçi çıkmadığı gibi, toplamda birden fazla madalya alana bile seyrek rastlanıyor. Kariyerinin sonbaharını bu ay Londra’da kazandığı olimpiyat altınıyla şenlendiren Alexandre Vinokourov’u ilk sıraya koyabiliriz. Vino, ilk olimpiyat madalyasını 2000’de Jan Ullrich’in ardından ikinci sırayı alarak kazanmıştı. Onun dışında Fabian Cancellara, Vyacheslav Ekimov ve Jan Ullrich’in de ikişer madalyaları bulunuyor. Kadınlarda ise madalyalar nispeten daha dar bir kadro tarafından paylaşılmış durumda. Hollandalı Leontien Zijlaard-van Moorsel’in biri yol yarışında, diğer ikisi zamana karşıda olmak üzere üç tane olimpiyat altını var. van Moorsel aynı olimpiyatta (2000 Sydney) hem yol yarışını hem de zamana karşıyı kazanabilen tek bisikletçi olma unvanını da elinde bulunduruyor. Hollandalı bisikletçiyi 2008 ve 2012’de kazandığı iki zamana karşı altın madalyasıyla Amerikalı Kristin Armstrong takip ediyor. Bu arada, Kristin Armstrong’un Lance Armstrong ile ilişkisi ise adaşlıktan ibaret. (ABD’nin sadece bu yılki olimpiyat kafilesinde bile Armstrong soyadlı üç sporcu olduğunu biliyor muydunuz?)

Olimpiyat Tarihinin En Başarılı Yol Bisikletçisi: Leontien Zijlaard-van Moorsel
Türkiye’nin Olimpiyat Geçmişi
İlk olimpiyatına 1906 yılında katılan Türkiye, bisiklette ilk sporcularını 1924 Paris Olimpiyatı’na yolladı. Raif Bey, Fahri Canbaz ve Cavit Cav’dan oluşan bisiklet ekibimiz Paris’e gitmelerine rağmen, kendilerine yarış bisikletleri sağlanamadığı için yarışmalara katılamadılar. 1928’de ise Türk bisikletçiler dört kişilik bir ekiple pist bisikleti müsabakalarına katılıyor ve o sırada 14 yaşındaki Tacettin Öztürkmen, olimpiyat tarihinin en genç bisikletçisi oluyordu. 1928 yılında “Olimpiyat tarihinin en…” diye başlayan cümleler kurmak çok da anlamlı görünmüyor olabilir, ancak Tacettin Öztürkmen’in halen olimpiyatlara katılmış en genç bisikletçi unvanını elinde bulundurduğunu hatırlatmakta fayda var.
Türkiye, yol bisikletinde ise ilk kez 1936 Berlin Olimpiyatları’nda temsil edildi. Talat Tunçalp, Kirkor Canbazyan, Kazım Bingen ve Orhan Suda’dan oluşan takımımızdan sadece Tunçalp yarışı tamamlayabildi. Tunçalp’ın aldığı olimpiyat sekizinciliği olimpiyat tarihimizin en başarılı sonucu oldu. Daha sonra 1948 ve 1972 olimpiyatlarında da yol bisikletine sporcu gönderen Türkiye, bu yıldan sonra yol bisikleti müsabakalarına katılabilmek için 2012’ye kadar bekleyecekti.
2012 yılında, Kemal Küçükbay, Ahmet Akdilek ve Miraç Kal’dan oluşan bisiklet takımı olimpik yol yarışında Türkiye’yi temsil ederken, Ahmet Akdilek zamana karşı yarışında da mücadele etti. Sonuçlar pek parlak değil, ama olsun. Tam otuz yıl aradan sonra olimpiyatta üç Türk bisikletçisini bir arada görmek de güzeldi, ayaklarına sağlık…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09/08/2012 by .

Arşiv

İletişim

twitter.com/a_kindregards
%d blogcu bunu beğendi: