Bisiklet Dergisi

BİSİKLETİN YAŞAM SAVAŞI

Türkiye’de bisikletçiler ölüyor.
Bisiklet sürmek bir meslek değil. Ölümcül risk taşıyan profesyonel bir uzmanlık alanından değil, bir hobi etrafında buluşmuş insanlardan bahsediyoruz. Spor yapmayı, doğayla iç içe olmayı seven ya da en basitinden ulaşım aracı olarak bisikleti tercih eden insanlardan. Bu açıdan bakınca “bisikletçiler ölüyor” demek çok garip. Çizgi roman sevdalıları ölüyor demek gibi bir şey bu, ya da Türk Sanat Müziği tutkunları… Ama işte Türkiye’de her geçen hafta, her yeni gün bisikletçiler trafik terörüne kurban veriliyor. Çünkü bisiklet için sunulan imkânlar yetersiz, uyarılar dinlenmiyor, cezalar caydırmıyor ve sadece bisikletlilere değil yayalara da yaşam hakkı tanımayan “arabacılık” hızla yüceltilmeye devam ediliyor, “araba sevdasının” önlenemez yükselişi sürüyor.
Bisikletseverlerin, hele hele motorlu taşıtlar ile aynı yola çıkmaya “cesaret edebilen” sürücülerin en büyük korkusu can korkusu tabi ama ona sıra gelene kadar daha niceleri var. Yol kenarına doğru sıkıştıranı da, korna ile taciz edeni de, takılan kaska veya giyilen tayta takılıp artiz diye laf atanı da mevcut. Ne ararsanız… Gezi Direnişi esnasında bir polis memurunun genç bir bisikletlinin kaskını kırışını hatırlayın. İlk olarak basit bir güvenlik önlemi olan kaska yöneliveren öfke çok şey anlatmıyor mu? Motorlu taşıt sürücülerinin tavrı da bisikletçilere nasıl olsa gücümüz yeter diye düşünmelerinden değil mi?
arayollar
Artık ara sokaklarımız bile çift şeritli birer otopark…
Yollardaki öfkenin topyekûn bisiklete ve bisiklet kullanıcılarına yönelik olduğunu söylemek elbette yanlış olur. Yayalar, bisikletliler, motosikletliler ve başta kadın sürücüler olmak üzere şoförler de bu “total” öfkeden nasibini alıyor. Usta ve hızlı şoför olmanın zaten eskiden beri delikanlılık alameti sayıldığı yollarımız, son yıllarda gittikçe artan tahammülsüzlüğün zincirinin boşandığı bir mecraya dönüşüyor. Bu alanda neredeyse stadlarla at başı gidiyor karayollarımız, günün stresini atmak için kornalara abanılıyor, “indir lan camı” ile başlayan küfürleşmeler kavgalarla sonlanıyor.

Özellikle İstanbul gibi trafiğin arapsaçına döndüğü büyük şehirlerde kendini besleyen ve yine en büyük zararı kendine veren bu canavarı hiç kuşkusuz toplumumuzun araba sevdası yaratıyor. Trafik belasından kurtulmak için araba sahibi olmanın teşvik edildiği akıl almaz bir sarmal söz konusu. Çözüm olarak sunulanlar ise yetersiz kaldığı gibi maalesef doğru da değil. Örneğin İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü, üzerinden geçecek araç sayısı eksponansiyel olarak artacaksa kıymetli değil; ya da yolların genişletilmesi sağ ve sol şeritlere daha fazla arabanın park etmesi ile sonuçlanacaksa bir anlam ifade etmiyor. Ama işte, problemin özü görülmedikçe daha yaşanır kentler için gereken adım bir türlü atılamıyor. Bisiklet son dönemde muazzam bir popülarite kazandığı halde bir hobi ve spor olmanın ötesine geçip bir ulaşım alternatifine dönüşemiyor. Oysa yılların unutulmaz geyiği “ecnebi memleketlerde patronlar bile işe bisikletle işe gidiyormuş”u biz de hayata geçirebilsek ne güzel olurdu. Neredeyse 20 yıldır düzenli olarak Olimpiyat adayı olup bir türlü kazanamayan İstanbul için bu ve bunun gibi fırsatlar her türlü reklam kampanyasından çok daha fazla anlam taşırdı kuşkusuz. Olimpiyat adaylığı sürecindeki muhtemel bir başarısızlığın faturasını peşinen Gezi’ye kesmeden önce bunları düşünmek gerekmez miydi?

Mesaj net!
Eğri oturup doğru konuşmalı: Her gün yollarda bisikletçiler büyük tehlikeler atlatır ve hatta bazıları hayatlarını kaybederken, otomobil sahipleri kendilerini yolların tek sahibi sanırken, yolların en az bir bazen iki şeritleri sabit park yerlerine dönüştüğü halde bisiklet yolları göze batarken, mevcut bisiklet yolları sürekli olarak otomobillerin işgaline uğrarken, otomobil sahibi olmak bir statü sembolü olarak görülmeye devam ederken umutlu olmak zor. Ama işte tam da bu sebeple daha kararlı olmak ve yolların herkese ait olduğunu inatla hatırlatmak gerek. Daha fazla bisiklet yolu (uyduruktan, kaldırımdan bozma değil, gerçek!) talep etmek ve bisikletli ölümleri artık dursun diye bağırmak gerek!
bisikletyolu
İstanbul’da bir bisiklet yolu. Kaldırımın üzerine rastgele çizildiği yetmiyormuş gibi bir de reklam panosu tarafından kesiliyor (Bu fotoğrafı yaklaşık iki sene önce çekmiştim. Son halini görmedim, umarım değişmiştir).
Geçen pazar günü, son dönemde artan bisikletçi ölümlerine dikkat çekmek ve hayatını kaybeden bisikletçileri anmak için geniş katılımlı bir eylem düzenlendi. Yüzlerce bisikletçi Caddebostan’dan Kartal’a kadar bisiklet ile gidip geri döndüler. İnanılmaz bir ortam vardı sahilde, organik bir bütün gibi hareket eden bir bisikletli seli… Böylesine “temiz” bir kalabalığı kolay kolay bir araya toplayamazsınız. Devamının gelmesi dileğiyle, katılan herkesin ayağına sağlık. Yılmak yok, pedallaya pedallaya kazanacağız!
#bisikletliölümleridursun
#bisikletliölümlerineson
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 21/08/2013 by .

Arşiv

İletişim

twitter.com/a_kindregards